8 güzel hediye

Seni seviyordum ve senin haberin yoktu.
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına
düşüşü ve burnun herkesten başkaydı işte.
Güldüğün zaman yukarıya bakardın. Yukarı kalkan
başın ve gülen gözlerin vardı, ne güzeldiler...
Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler. Duvarlara,
vitrin camlarına kaldırımlara çarpıyordu. Geri dönüyordu
çoğalarak. Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum
herşeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun. Kalp ağrısı
oluyordun, birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun.
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk. Dönemeçler geçiyor,
köprüler göze alıyor ve bazen tekin olmayan suların
üzerinden atlıyorduk. Cesurduk... Ufuk çizgisi maviydi,
gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller.
Ben seni seviyordum, bilmiyordun.
Sevinçlerim oluyordun arasıra, sen hiç bilmiyordun.
Sonra herhangi biri oldun. Bütün sevinçlerim bittikten
sonra yağmurlar yağdı serin haziran akşamları...
Sonra bir gün uzaktan gördüm seni. Saçların
bana inat, başın her şeye meydan okuyarak.
İşte yine aynı... Kalbimi acıttın. Her zamanki gibi.
Değiştik sanıyordum.
Ve sen yine bilmiyordun.
İclal Aydın
|
|
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun. |
Anlatmak mümkün mü bilmiyorum; kelimelere, sayfalara sığdırılabilir mi
sensizlik? Başı olur muhakkak da sonu gelir mi yazının?
Sen diye başlayıp, yokluğunla tamamlasam cümleleri, merhem olabilirler mi
yaralarıma?
İçimdeki bu eksiklik, ıssızlık, yansımaz mı satırlara?
Birazdan göreceğiz sanırım; çekiştirip durduğu kalemi, elimden alır almaz
yüreğim...
Sen, gölgesinde dinlendiğim kökü bende bir çınardın.
Gazel dökmüş bir bahardı yokluğun!
Sen, bir saçak altıydın dolu yağarken sığındığım; dağ başında tahta, küçük
bir kulübe; ayazlarda ısındığım...
Tutunduğum tüm dalları kıran, korkunç bir fırtınaydı yokluğun!
Sen, hep yolumun üzerinde suyu sonsuz bir pınardın.
Tenimde, yüreğimde çöl yanığıydı yokluğun!
Sen, ayrılığı bile sevdiren sapsarı bir güldün; kavuşmaların o tatlı
heyecanı... Ömrüme yüklenen; anlamsız, tesellisiz bir hasretti yokluğun!
Sen, türküler gibi yanık, mısralar gibi hoyrattın.
Şiirleri dilsiz, türküleri issiz bıraktı yokluğun!
Sen, bakmaya doyamadığım siyah-beyaz bir fotoğraftın; atmaya kıyamadığım,
eski, değerli bir kitap...
Sen, bütün yorgunluğumu alan bir akşam güneşiydin; umudumu besleyen serin
bir seher yeli...
Sen, dağların bağrında kirlenmemiş bir ırmaktın; kumsalımda serinleyen
çığlık çığlığa bir martı;
Sen, avuçlarımda taze ekmek kokusuydun; yüreğime kazınmış muzip, şirin bir
gülümseme...
Dinmeyecek sandığım gözyaşlarıydı yokluğun!
Sen, tozpembe ruyalardın, ilk sana anlattığım...
Uyanmayı beklediğim bir kabustu yokluğun!
Sen, Bensiz yaşarsın, sensiz yaşamayı denerim! derdin.
Bizsiz yaşayamadığım, dipsiz bir karanlıktı yokluğun!
Sen, en tatlı sohbetlerin gevezesiydin; sözü hiç tükenmeyen bir düş
gezgini...
Ortasında boğulduğum sessizlikti yokluğun!
Sen, kadehimdeki en berrak şaraptın, gökyüzümdeki en parlak yıldız...
Avuntusuz gecelerin korkusuydu yokluğun!
Sen, aklın başında değil de, yüreğin elindeyken gelirdin bana; sanki soluk
soluğa yaşanmalıydı herşey, hep aceleciydin...
Elimi bir yerlere koyamadığım, duvarlardan nefes alamadığım; tarifsiz bir
sıkıntı, tekdüze bir ümitsizlikti yokluğun!
Sen, mutlulukla kıydığım; ölüm ayırana kadarlık bir nikahtın.
Sıranın acıya geldiği, bir bedeldi yokluğun!
Sen, yazılarıma eni konu yerleşmiş; adı, cismi belirsiz bir sevda;
mutlulukla sarmaş dolaş bir hüzündün!
Kalemimi tutuşturan; ölümü, hasreti cümlelerime taşıyan bir ateşti yokluğun!
Sen, hayatla yaptığım bütün savaşların ganimetiydin.
Namlusu yüzüme dönük bir silahtı yokluğun!
Sen, vazgeçmemin engeliydin; anlaşmaya hep uydum.
Ölümle hayat arasında gidip gidip geldiğim, Rus ruletiydi yokluğun!
DİYEBİLSEYDİM
Anladım diyemem ki! Suçluyum
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi
Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle
Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim
En kötüsü beni koyup gitmendi
O öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz
Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler
Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın, ve hiç gitmezdin, değil mi
Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

SENSİZ OLMADI
Kaybolan neşemi şarkıda, sazda,
Bulmayı denedim, sensiz olmadı,
Felekten bir gece çalıp biraz da,
Gülmeyi denedim, sensiz olmadı...
Hasreti herkesten çok tanıyorum,
Bu zehrin üstüne yok sanıyorum,
Yaşlı gözlerimden utanıyorum,
Silmeyi denedim, sensiz olmadı...
Doğmanı bekledim battığın yerden,
Dönmeyı bilmedin gittiğin yerden,
Beni sarhoş diye sattığın yerden,
Gelmeyi denedim, sensiz olmadı...
Evlenmiş dediler, çıldıracaktım,
Resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım,
İlmeği kaç defa boynuma taktım,
Ölmeyi denedim, sensiz olmadı
CEMAL SAFİ
BENİ DE GÖTÜR
Gideceğin yere beni de götür, sorana derdimin dermanı dersin
Götür de istersen sokakta yatır, elinde gönlünün fermanı dersin
Adını iğneyle işle derime, kölemdir desende gitmez ağrıma
Bunlar ne? derlerse mektuplarıma,
Tutuşmuş bir gönlün feryadı dersin
Bilselerde coşup çağladığımı, bilseler sana bel bağladığımı
Görenler olursa ağladığımı, Fırat'ın en çoşkun zamanı dersin

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
Gözlerin gözlerime değince, felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim, bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan ipince, hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem, öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem, limanda hep gemiler olurdu,
Ağaçlar kus gibi gülerdi, bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardım, kirpiklerini eğerdin bakardın
Üşürdüm içim ürperirdi, felaketim olurdu ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi, Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi, sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin, sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce, güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı, felaketim olurdu ağlardım...
ATTİLA İLHAN
Gündoğacak bir gün,
Bekliyorum,yüreğim mazbut.
Gündoğacak birgün.
Hüzün dağları eriyecek.
Sevgi karları yağacak.
Bekliyorum,
Bembeyaz olcak etraf
Bembeyaz..
Tertemiz duyguların,
Sevdanın rengine boyanacak dünya.
Bekliyorum.
Nefret rüzgarlarına inat,
Yüreğim tir tir titrerken ben,
Doğacak günü bekliyorum,
Yağacak sevgi karlarını,
Hüzün dağlarının eriyeceği o büyük günü,
Yorulmadan,
Hiç yılmadan,
Üstümüze yıkılan dert enkazlarına inat.
Bekliyorum,
Seni ve o günü.
Ne olursun.......
GEL ARTIK.(alıntıtı)fatoşcb
Bir Sevmek Bin Defa Ölmekmiş - Üç Hürel
Askin sarabindan bilmeden içtim Sevda yolundan bilmeden geçtim Askin bir alevmis yar yar Bir ates parçasi Bilmeden gönlümü atese verdim Bir sevmek bin defa ölmek demekmis Bin defa ölüp de hiç ölmemekmis Bin defa olup de ölememekmis Sarabi zehirmis içtikçe öldüm Yolu hep uçurum düstükçe öldüm Askin bir alevmis yar yar Bir ates parçasi Atese gönlümü yaktikça öldüm Bir sevmek bin defa ölmek demekmis Bin defa ölüp de hic ölmemekmis Bin defa ölüp de ölememekmis